Bir halkın iftiharı: Mehmet Hayri Durmuş

Kızıltepe'de 33 insan kan davasından öldürülmüş. Gittik, o meseleyi çözdük ve ben o zaman orada gördüm ki, tüm Kürtlerin bana ihtiyacı var. Doktor olsam sadece hastalarımı muayene edeceğim, ama ben herkese ilaç olmak istiyorum, olabilirsem.

Yakın tarihimize göz attığımızda, önemli birçok olayla karşılaşırız. Bunlardan biri de 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi'dir.

14 Temmuz 1789'da Paris halkı krallığın zulüm merkezine dönüşen Bastille Hapishanesi'ni basarak baskıya ve zulme karşı nasıl ayaklandıysa 14 Temmuz 1982 günü Amed Zindanı'nda Büyük Ölüm Orucu Direnişi'ni başlatan devrimciler de kimliksiz, kültürsüz ve inançsız yaşanmayacağını göstererek büyük bir direnişin öncülüğünü yaptı ve Kürt halkına büyük bir miras bıraktılar.

Tarihte büyük bir iz bırakan bu direnişin 39'uncu yıl dönümünde Mehmet Hayri Durmuş'un kardeşi Ayten Durmuş ile ailesini, direnişin öncesini, sonrasını ve Bingöl'de neler yaşandığını konuştuk.

Mehmet Hayri Durmuş, Dersimli bir ailenin üçüncü çocuğu olarak doğar. Aile, Mazgirt'in Riçik köyünden Karakoçan'ın Qumik köyüne göçmüştür. Mutlu, barışık, misafirperver bir ailede büyürler.

Hayri, ilkokulu büyük abisi ile birlikte komşu köy Kızılpınar'da okur. O kadar zekidir ki, okula başladıktan kısa bir süre sonra ikinci sınıfa, oradan da beşinci sınıfa alınır. Bu durum, “Hayri de okul mu okudu sanki? Altı ay bile gelmedi okula” denilerek arkadaşları arasında mizah konusu olur o dönem.

Ayten çocukken, her sabah uyandığında evdeki yatakları gezer. “Her bir kardeşimin yatağında beş dakika yatardım. En son Hayri abimin yatağına gider, en uzun onunla kalırdım. Urfa'da ilk tutuklandığında onu görmeye giden babama, 'Baba ne olur, bir daha geldiğinde Ayten'i de getir' demiş. Çıktığında Ankara'ya gitmiş, oradan da eve gelmişti. Babamın ona verdiği harçlıkları biriktirip pilli bir bebek getirmişti bana. İlkokula başladığımda beni okula o götürmüştü. Yürüyüp yorulmayayım diye kucağında taşımıştı beni” diyerek anlatıyor çocukluğunu.


OKULUN ÖRNEK ÖĞRENCİSİYDİ

Çevre köylerden gelip Bingöl'de okuyan öğrencileri her hafta sonu eve çağırırlar. İki katlı evin üst katında onlara gönüllü olarak cebir ve kimya dersi verir Hayri. Üniversiteyi kazanmadan önce, okuduğu Bingöl Lisesi'nde iki kez örnek öğrenci töreni yapılır ona.

Ayten, derin bir nefes alarak konuşmaya devam ediyor: “Babam, anneme, 'Çocuklarla Kürtçe konuşma. Türkçeleri bozulmasın' derdi. Annemse 'Hiç Türkçe konuşmam. Kendimi o hale hiç düşürmem. Benim çocuklarım Kürtçe konuşmak istiyorsa Kürtçe konuşur' demişti. Hayri abim o zaman anneme, 'Anê, tu qet meraq neke, ez ji boy te tim Kûrmancî qezi dikim' (Anne, sen hiç merak etme, ben senin için hep Kürtçe konuşurum) diye yanıtlamıştı.”

Hayri'nin hayatında kitapların çok özel bir yeri vardır. Hep çok sessizdir. Sürekli okur ve düşünür. Öyle ki, daima dalgın bakar. Babası, çocuklarının okumasıyla gururlanır.

Hayri Durmuş’un saati ve kartları

ANNEME KIYAMAZLARDI

Hayri de, Hüseyin de annesine o kadar bağlıdır ki, bunu şöyle dile getiriyor Ayten: “Annem hastaydı. Hüseyin abim, anneme ısrarla 'Anne, sen yeter ki ölme. Ben bir doktor olayım' derdi. Anneme kıyamaz, bütün evi o temizlerdi. İşini bitirdikten sonra, ona zorla meyve yedirirdi. Annemi hastaneye götürdüklerinde insanların yoksulluğunu, doktorların tavrını görmüş, bu nedenle doktor olmak istemişlerdi.”

Hüseyin Durmuş, lise zamanları 

'OKULDAYIM, STAJ YAPIYORUM'

Hayri, liseyi birincilikle bitirir. Okulda onun için çok büyük bir tören yapılır. Üniversite dördüncü sınıftayken Urfalı bir arkadaşı Ankara'da öldürülür. Onun cenazesini getirirken yakalanır ve bir ay Urfa Cezaevi'nde kalır. Dördüncü sınıfın sonlarına doğru eve gelmez olur artık. “Okuldayım, staj yapıyorum” diye haberler yollar ailesine. Bir süre sonra, okuldan bir mektup gelir eve. 118 kişi üniversiteden atılmıştır. İlk sırada da Hayri vardır. “O listeyi ben okumuştum. Babam çok üzülmüş, yıkılmıştı adeta. 'He oğlum' dedi, “Niye kalktın böyle yaptın?' Babam, onları yokluklar içinde okutmuştu” diye sürdürüyor sözlerini.

Hayri Durmuş (soldan ikinci), Bingöl Lisesi’nde okuduğu zamanlar

'HERKESE İLAÇ OLMAK İSTİYORUM'

Daha sonra eve gelir Hayri. Aileye okulu bıraktığını ve örgüte katıldığını söyler. “Sadece benim annem hasta değil ki, herkes hasta” der ve ekler: “Kızıltepe'de 33 insan kan davasından öldürülmüş. Gittik, o meseleyi çözdük ve ben o zaman orada gördüm ki, tüm Kürtlerin bana ihtiyacı var. Doktor olsam sadece hastalarımı muayene edeceğim ama ben herkese ilaç olmak istiyorum, olabilirsem.”

Ayten, o güne gidiyor: “Babam, 'Ben çok üzüldüm' deyince, ona, 'Bana güvenebilirsin. O güçte ve o yetenekteyim hâlâ. Siz bunu belki çok sonradan göreceksiniz. Şunu da söyleyeyim, yakalanabilirim, öldürülebilirim de, ama ben artık size ait değilim' dediğinde annem çöktü. Abim, gitti artık. Evde büyük bir hüzün oldu” derken sesi titriyor.

Hayri Durmuş’un çizdiği bir resim

GÖLGESİ BİLE ÇOK AĞIRDI

Engel olmak istemediler mi, diye soruyorum. “Gölgesi bile çok ağırdı abimin. Annem, Hüseyin abim gittiğinde onun önüne atmıştı kendisini. Hiç dinlemedi. Ona dedi ki, 'Anne, çok seviyorum seni ama hiç kimse engel olamaz gitmeme. Dünya da gelse beni durduramaz, düşman dahi. Ben kararımı verdim.' Hayri abim gideceğini söylediğinde annem dondu kaldı. Hiçbir şey demedi. Babam da müdahale etmedi” diyerek yanıtlıyor.

Hayri Durmuş (solda)

HEPSİ ÇOK YAKIN ARKADAŞTI

“1 Ekim 1978'de Hüseyin abimin düğünü olmuştu. Bütün arkadaşlar gelmişti. Zeki (Yıldız) abi ile Delil (Doğan) türkü söylüyordu. Delil çok heybetli, Zeki abi ise çok esprili biriydi. Hayri abim onların şakalarına çok gülerdi. Yıldız yengemin abisi Osman abi, 'Hayri, sen de bir şeyler anlat, biz de biraz gülelim” dediğinde, Hayri abim, 'Ben hiç bilmiyorum' demişti. Onun şaka yaptığını hiç görmedim. Çok sakin ve olgun biriydi” diye anlatan Ayten, sözlerini sürdürüyor:

“Delil ve Zeki abinin bir türküsü vardı: 'Min Qersê dikan vekir/ xezalê hêli can/ bazarê qirasê te kir/ delalê ez heyran.' Onların meşhur bir türküsüydü bu. Hayri abim, en son Hüseyin abimin düğününe gelmişti. Herkes oradaydı. Mazlum da Hayri abimin başka bir versiyonuydu. Delil'le arasında dağlar kadar fark vardı. Delil, vurdulu kırdılı, Mazlum ise çok kibardı. Onlar ne kadar ciddiyse Hüseyin abim de o kadar güler yüzlü biri...”